Nereden çıktı başımıza şimdi bu? Nereden çıktı? Hiç yoktu eskiden bunlar. Herkes en azından karşısındakini özel yerine koyardı. Şimdi öyle mi? Değil. Herkeste bi “özel değilsin”ler, “bana da oluyor”, “insanlarda var bu, evet”ler havada uçuşuyor. Yav ben de biliyorum müthiş özel olmadığımı, hatırlatmanıza gerek yok ki. Bir an için de olsa bu illüzyonu yaşamak istiyorum ben belki, kim bilir. Ne hissettiğimi paylaşıyorum, kötüyüm diyorum bugün, bu aralar; negatif hissediyorum diyorum, hemen bir karşı argüman olarak “hepimizde var bu” alıyorum. “Hepimiz öyle hissediyoruz, herkes öyle, merak etme” diyor. Benim acımı dindirdi mi şimdi bu? Benim karanlığıma en ufak bir ışık tuttu mu, hayır; daha beter etti, özel olmadığımı da hissettirdi üstüne. İnsanın derdinin s*klenmesi için çok mu spesifik, çok mu ilginç, egzantrik derdi olması gerekiyor? Belki de öyledir. Belki de Bali’deki yazlığımın tesisatı bozulmuş olsa dinleyeceklerdir can kulaklarıyla. O zaman da “*mına koyduğumun zengininin derdine bak” diyeceklerdir belki. Gerçek dert görmediğimden yakınacaklardır. O zaman da s*klenmeyeceğim. Her türlü istediğimi alamıyorum insanlardan. Masanın diğer tarafında ben oturduğumda, yani dert dinleyen olduğumda ben de zerre s*klemem derdi bu arada. Hiç böyle yakındığıma bakmayın. “Aynen oluyo ya bana da bazen” diyip geçiştiririm. Kim dert dinlemek ister ki? “Hadi ama, sıkma canını”, veya “kötüymüş ya evet” gibi dandik geçiştirme cümleleri kurar ve dert anlatımının bitmesini beklerim. Anlayacağınız üzere ne dert anlatmada, ne de dert dinlemede iyi değilim. Ortaya konu olan derdin yanı sıra bir de bu dertlerim var. Derdin de derdi. Dert içinde dert. Kime anlatsam bu derdimi diye düşündüm. Dertler hakkında dert yanmak istediğim için bunun muhatabını yazı olarak bulabildim bir tek. Derdimin muhatabı sensin. Beni dinlediğim için teşekkür ederim.
